MENU
Sebasteion Kabartmaları 162

Aphrodisias Tarihçesi ve İlk Kazılar

Aphrodisias, adını aşk, güzellik ve bereketle ilişkilendirilen tanrıça Aphrodite’den almıştır. Kent, bugünkü Aydın ili Karacasu ilçesine bağlı Geyre Mahallesi yakınlarında, antik Karia bölgesinde yer alır. Verimli Dandalaz, yani antik adıyla Morsynus Vadisi’nde kurulan şehir, hem kutsal alan kimliği hem de mermer heykeltıraşlığıyla antik dünyanın en önemli merkezlerinden biri haline gelmiştir.

Aphrodisias adı özellikle Helenistik dönemden itibaren belirginleşmiştir. Ancak kent bu adı almadan önce farklı isimlerle anılmıştır. Antik kaynaklarda ve yerel anlatımlarda kent için sırasıyla Lelegonpolis, Megalopolis, Ninoe, Aphrodisias, Karia ve Geyre adları kullanılmıştır. Bu adlar, yerleşimin yalnızca Roma dönemine ait olmadığını, çok daha eski bir tarihsel belleğe sahip olduğunu gösterir.

Yerleşimin Erken Dönemleri

Aphrodisias ve çevresinde yerleşim tarihi oldukça eskidir. Akropol, yani Tiyatro Tepesi, ve Pekmez Tepe’de yapılan araştırmalar, bölgede tarih öncesi dönemlerden itibaren yerleşim bulunduğunu ortaya koymuştur. Güncel arkeolojik veriler, alandaki en yoğun erken yerleşimin Geç Kalkolitik ve Erken Tunç Çağı’na, yani MÖ 5. binyıl ortalarından MÖ 3. binyıla kadar uzanan döneme tarihlendiğini göstermektedir.

Bu erken yerleşimlerde seramikler, taş aletler, pithoslar, figürinler ve gündelik yaşama ait izler bulunmuştur. Bu durum, Aphrodisias’ın Roma dönemindeki görkemli mermer yapılarından çok önce de insanlar tarafından tercih edilen bir yerleşim alanı olduğunu gösterir. Verimli topraklar, su kaynakları ve doğal geçiş yolları, bölgenin uzun süre yerleşim görmesinde etkili olmuştur.

Aphrodite Kültü ve Kentin Yükselişi

MÖ 2. yüzyıldan itibaren Roma’nın Batı Anadolu’daki etkisinin artmasıyla birlikte Aphrodisias kutsal bir merkez olarak daha fazla önem kazanmıştır. Kentin Aphrodite’ye adanmış olması, Roma dünyasıyla kurduğu ilişkilerde belirleyici bir rol oynamıştır. Aphrodisias’ta tapınılan Aphrodite, yalnızca klasik Yunan mitolojisindeki aşk ve güzellik tanrıçası değildir. Yerel Anadolu bereket tanrıçası özellikleriyle Helenik Aphrodite anlayışını birleştiren özgün bir kült figürüdür.

Tiyatro sahne binasındaki yazıtlarda, Julius Caesar tarafından Aphrodite’ye adandığı belirtilen altın bir Eros heykelinden söz edilir. Bu bilgi, Aphrodisias’ın Roma’nın en üst siyasi çevreleriyle kurduğu özel ilişkiyi göstermesi açısından önemlidir. Caesar’ın bizzat kente gelip gelmediği kesin olarak bilinmemekle birlikte, onun Aphrodite’ye adadığı bu armağan, kentin Roma dünyasındaki saygınlığını artırmıştır.

Roma ile Kurulan Ayrıcalıklı İlişki

MÖ 44 yılında Caesar’ın öldürülmesinden sonra Batı Anadolu’da siyasi karışıklıklar yaşanmıştır. Caesar’ın katillerinin yandaşlarından Labienus ve adamları, Aphrodisias’ı ele geçirip kente zarar vermiştir. Bu olaydan sonra Aphrodisias, Octavianus ve Marcus Antonius’a bağlılığını göstermiştir.

Bu sadakat karşılığında MÖ 39 yılında triumvirlik kararıyla kente önemli ayrıcalıklar verilmiştir. Bu ayrıcalıklar arasında vergi muafiyeti, tapınağa sığınma hakkı ve özerklik bulunur. MÖ 27’de Octavianus’un Augustus unvanıyla imparator olması sonrasında da Aphrodisias ile Roma arasındaki yakın ilişki devam etmiştir.

MS 1. yüzyılda Julio-Claudian hanedanı imparatorları Aphrodisias’a özel ilgi göstermiştir. MS 22 yılında Tiberius, daha önce Senato tarafından tanınan ayrıcalıkları yeniden onaylamıştır. Bu süreç, Aphrodisias’ın yalnızca yerel bir kutsal alan olmadığını, Roma İmparatorluğu içinde ayrıcalıklı statüye sahip bir kent olduğunu gösterir.

Heykeltıraşlık Okulu, Bilim ve Sanat

MS 1. ve 3. yüzyıllar arasında Aphrodisias’ın ünü özellikle heykeltıraşlık okulu sayesinde geniş bir coğrafyaya yayılmıştır. Kentin yakınındaki Salbakos, yani Babadağ çevresinden çıkarılan kaliteli mermerler, Aphrodisiaslı ustalar tarafından işlenmiş ve Roma dünyasının farklı bölgelerinden gelen siparişlerde kullanılmıştır.

Aphrodisiaslı sanatçılar portre heykelleri, mitolojik figürler, lahitler, kabartmalar ve mimari süslemeler konusunda büyük bir ustalığa sahipti. Bu nedenle Aphrodisias, Roma dünyasında yüksek kaliteli mermer işçiliğiyle tanınan önemli bir üretim merkezi olmuştur.

Kent yalnızca heykel sanatıyla değil, bilim, edebiyat ve felsefe alanındaki isimleriyle de öne çıkmıştır. Chariton, antik roman geleneği açısından önemli bir yazardır. Alexander of Aphrodisias ise Aristoteles yorumlarıyla tanınan önemli bir filozoftur. Bu isimler, Aphrodisias’ın yalnızca zengin ve görkemli bir kent değil, aynı zamanda entelektüel üretim açısından da güçlü bir merkez olduğunu gösterir.

Geç Antik Çağ ve Hristiyanlaşma

MS 3. yüzyılın sonlarına gelindiğinde Aphrodisias, yeni oluşturulan Karia eyaletinin önemli merkezlerinden biri haline gelmiştir. Yaklaşık MS 300 civarında kent, Karia eyaletinin metropolisi olarak öne çıkmıştır. Bu statü, Aphrodisias’ın geç dönemde de idari ve siyasi önemini koruduğunu gösterir.

MS 4. yüzyılda Hristiyanlığın yayılmasıyla birlikte Aphrodisias’ta yeni bir dönem başlamıştır. Kentte piskoposluk merkezi kurulmuş, bazı pagan yapılar Hristiyan kullanımlarına uyarlanmıştır. Buna rağmen kökleri çok eskilere dayanan Aphrodite kültünün ve pagan geleneklerin etkisi bir anda ortadan kalkmamıştır.

Hristiyanlaşma sürecinde Aphrodisias ve Aphrodisiaslı sözcüklerinin bazı yazıtlardan kazındığı görülür. Bu müdahaleler, kentin pagan kimliğinin bilinçli biçimde silinmeye çalışıldığını gösterir. Bu süreçte kent Stauropolis, yani “Haç Kenti” adıyla anılmaya başlamıştır. Bununla birlikte Aphrodisias adı tamamen unutulmamış, Bizans döneminde Karia adı da kullanılmaya devam etmiştir. Günümüzdeki Geyre adının da bu tarihsel adlandırma zinciriyle ilişkili olduğu düşünülür.

Depremler, Surlar ve Kentin Zayıflaması

Aphrodisias, jeolojik olarak hareketli bir bölgede yer aldığı için tarihi boyunca depremlerden etkilenmiştir. Özellikle MS 350 ve 360’lı yıllarda yaşanan büyük depremler, kentteki su kanallarına ve bazı yapılara ciddi zarar vermiştir. Bu hasarlar sonrasında onarımlar yapılmış, bazı kamusal alanlar yeniden düzenlenmiştir.

Geç Antik Çağ’da inşa edilen kent surları, Aphrodisias’ın değişen güvenlik ve savunma ihtiyaçlarını gösterir. Yaklaşık 3,5 kilometre uzunluğundaki surlar, kentin merkezini çevreleyen önemli bir savunma hattı oluşturur. Bu surlarda eski yapılardan alınmış çok sayıda mermer blok yeniden kullanılmıştır.

MS 7. yüzyılda yaşanan depremler, doğudan gelen akınlar, dinsel çekişmeler, siyasi ve ekonomik baskılar kentin zayıflamasını hızlandırmıştır. Aphrodisias bu döneme kadar önemini büyük ölçüde korumuş olsa da 7. yüzyıldan sonra eski görkemini yeniden kazanamamıştır. Akropol üzerinde bir kale ve gözetleme noktası oluşturulmuş, kent daha küçük ve savunmaya yönelik bir yerleşim düzenine doğru değişmiştir.

7. yüzyıldan sonraki dönemlere ait bilgiler daha sınırlıdır. 11. yüzyıla ait bazı yerleşim izlerinden söz edilir. 11. ve 13. yüzyıllar arasında bölge Selçuklu akınları ve Türkmen yerleşimleriyle yeni bir döneme girmiştir. Daha sonra bölge Aydın ve Menteşe beyliklerinin etkisi altına girmiştir. 15. ve 16. yüzyıllarda ovanın verimliliği sayesinde bölgede yeni kırsal yerleşimler ortaya çıkmış, Geyre köyü antik kentin kalıntıları üzerinde gelişmiştir.

Eski Geyre’nin Taşınması

1956 yılında yaşanan büyük depremlerden Geyre de etkilenmiştir. Köy çok büyük bir yıkım yaşamamış olsa da yetkililer, yerleşimin başka bir alana taşınmasına karar vermiştir. Böylece 1960’lı yılların başında, Bizans surlarının yaklaşık 2 kilometre batısında yeni Geyre yerleşimi kurulmaya başlanmıştır.

Bu taşınma süreci, Aphrodisias’ın arkeolojik olarak ortaya çıkarılması açısından büyük önem taşır. Çünkü eski Geyre evleri, antik kentin bazı önemli yapılarının üzerinde ve çevresinde yer alıyordu. Köyün taşınmasıyla birlikte tiyatro, tapınak, agora ve diğer anıtsal yapıların daha sistemli biçimde kazılması mümkün hale gelmiştir. Kamulaştırma ve taşıma süreci 1970’li yılların sonlarına kadar devam etmiştir.

Aphrodisias’ta İlk Kazılar

Aphrodisias, Batı Anadolu’daki Efes, Bergama ve Milet gibi kentlere kıyasla uzun süre daha az ilgi görmüştür. Ancak 18. ve 19. yüzyıllardan itibaren gezginler, araştırmacılar ve yazıt uzmanları kenti ziyaret etmeye başlamıştır.

Aphrodisias’a gelip anıtları çizen ve yazıtların kopyalarını alan ilk önemli araştırmacılar arasında 1835 yılında Charles Texier ve Dilettanti Derneği üyeleri yer alır. Bu çalışmalar, kentin Avrupa bilim dünyasında tanınmasına katkı sağlamıştır.

1892 yılında Osman Hamdi Bey’in Aphrodisias’ta çalışma yapmak istediği, ancak bunun gerçekleşmediği aktarılır. 1904 yılında Fransız mühendis Paul Gaudin, Aphrodisias’ta farklı noktalarda kazılar yapmaya başlamıştır. 1904 ve 1905 yıllarında özellikle Aphrodite Tapınağı çevresi ve Hadrian Hamamları’nda çalışmalar yürütülmüş, çok sayıda mermer eser gün ışığına çıkarılmıştır. Gaudin’den sonra Gustave Mendel bu çalışmaları sürdürmüştür.

1913 yılında André Boulanger tarafından, Atina Fransız Okulu’nun himayesinde kazı çalışmaları yeniden başlatılmıştır. Ancak Birinci Dünya Savaşı nedeniyle bu çalışmalar yarıda kalmıştır. 1937 yılında Giulio Jacopi yönetimindeki İtalyan heyeti, kazıları yeniden canlandırmıştır. Bu çalışma da uluslararası siyasi koşullar nedeniyle uzun süre devam edememiştir.

Giulio Jacopi’nin yayınları ve Maria Floriani Squarciapino’nun “La Scuola di Afrodisia” adlı çalışması, İkinci Dünya Savaşı sonrasında Aphrodisias’ın bilimsel öneminin daha iyi anlaşılmasına katkı sağlamıştır. Squarciapino’nun çalışmaları, Aphrodisiaslı heykeltıraşların yalnızca kopya üreten ustalar olmadığını, özgün ve yüksek kaliteli eserler ortaya koyduklarını göstermesi bakımından önemlidir.

Kenan Erim ve Modern Kazı Dönemi

Aphrodisias’ta sistemli ve uzun soluklu modern kazılar 1961 yılında Prof. Dr. Kenan Erim’in girişimleriyle başlamıştır. New York Üniversitesi adına yürütülen bu çalışmalar, antik kentin dünya çapında tanınmasını sağlamıştır. Kenan Erim döneminde tiyatro, stadyum, Sebasteion, Aphrodite Tapınağı, Tetrapylon, agora ve diğer birçok yapı sistemli biçimde araştırılmıştır.

Kenan Erim’in 1990 yılında vefatından sonra Aphrodisias kazıları New York Üniversitesi ve daha sonra uluslararası bilimsel ekiplerin katkılarıyla devam etmiştir. Günümüzde kazı ve araştırmalar, arkeoloji, mimarlık tarihi, epigrafi, konservasyon, kent planlaması ve müzecilik açısından çok disiplinli bir çerçevede sürdürülmektedir.

Sonuç

Aphrodisias, tarih öncesi yerleşimlerden Helenistik kutsal alana, Roma döneminin görkemli mermer kentine, Geç Antik Çağ’ın Hristiyanlaşan merkezine ve modern Geyre yerleşimine kadar uzanan çok katmanlı bir tarihe sahiptir. Kentin adları, yapıları, yazıtları, heykelleri ve kazı tarihi, bu uzun geçmişin farklı evrelerini görünür kılar.

Aphrodisias’ın asıl gücü, yalnızca anıtsal yapılarında değil, bu yapıların ardındaki sosyal, dini, siyasi ve sanatsal süreklilikte yatar. Aphrodite kültü, Roma ile kurulan ayrıcalıklı ilişki, mermer ocakları, heykeltıraşlık okulu, depremler, Hristiyanlaşma, Geyre yerleşimi ve modern kazılar bu sürekliliğin temel parçalarıdır.

Bugün Aphrodisias, yalnızca Karacasu ve Aydın için değil, dünya kültür tarihi için de büyük önem taşıyan bir arkeolojik miras alanıdır.

Comments are closed.